Etiket Güruhu : Yazılarım
Öyle bir hasta olmuşum ki
Nereden kaptığım bilinmez bir virüsle adeta 4 gündür evde yatalak durumdayım. Neyseki şimdi hemen hemen atlatmak üzereyim bu rahatsızlığı.
İşyerindeyim, önce hafif bir baş ağrısı başladı sonrasında ateş. Derken kılımı kıpırdatamayacak hale geldiğimde artık şirketten çıkıp eve geçtim. Bu ÜSYE durumu ile ilgili eve geçer geçmez ilaç takviyesi alıp hemen istirahate çekildim ama hayatımda yaşamadığım ağrıyı halsizliği yaşadım. Bu geceler nasıl geçti bilmiyorum. Zaman geçmedi bir türlü yatakta. Sağa dön, sola dön. Sabaha kadar aynı terane. Kestane balıydı şuydu buydu derken şimdi biraz daha iyiyim. Hastalığımı sıradan bir üsye vakası diye düşünmüştüm ama semptomlarına baktığımda adı lazım değil bu hayvanın gribinden olmuşum sanki : )) Önce iyi bir ateşle, ağrıyla vuruyor seni. Sonra hareketsiz, halsiz bırakıyor. Aman Allah korusun dostlar, dikkat edin kendinize. : )
Virüslerle uğraşırken sağlam bir virüs yemek manidar geldi bana : )
Ölmeden önce yapmak isteyip de yapamadığınız şeyler var mı?
Evet, başlık harbi rahatsız edici : ) Güzel güzel yaşıyorken ölmeden önce yapacağımız şeyler diye bir liste çıkarmakta ne ola ki? : )) Dünyada çok az organizasyon bulunuyor bu konuda. Bunlardan bir tanesi de ülkemizde. Sistem çok basit işliyor. Üye olup ölmeden önce yapmak isteyip de henüz yapamadığınız şeyleri gönderiyorsunuz. Sizinle aynı hobiye sahip kişilerle tanışıp kaynaşabiliyorsunuz. Aldığınız oylarla listeleriniz daima popüler kalıyor. Gelin size site yazarının tanıtım yazısını okutayım; :p
olmedenonce.org’a hoşgeldiniz!
Sitemizin ismi size biraz ürkütücü gelebilir. Neden böyle bir site açma gereği duyduk anlatalım istiyoruz : )
2007 yılında Rob Reiner‘ın yönettiği ve Morgan Freeman ile Jack Nicholson‘ın başrolü paylaştığı “The Bucket List” -Türkçeye “Şimdi Ya Da Asla” olarak çevrilmiştir- ABD yapımı filmi izlemişsinizdir. İzlemeyenler için filmin konusu şöyledir;
”Milyoner şirket sahibi Edward Cole (JACK NICHOLSON) ile işçi sınıfına mensup araba tamircisi Carter Chambers’ın (MORGAN FREEMAN) dünyaları apayrıdır. Yolları, bir hastane odasını paylaşmalarıyla kesişir ve iki ortak noktaları olduğunu keşfederler: “Tahtalı köyü boylamadan önce” hayatlarının kalan kısmını hep yapmak istedikleri her şeyi yaparak geçirme arzusu ve kendileriyle farkında olmadıkları bir barışma ihtiyacı. Birlikte, hayatlarının araba seyahatine çıkarlar; ve bu süreçte dost olur, hayatı dolu dolu, içgörü ve mizahla yaşamayı öğrenirler. Her macera, listelerine yeni bir madde ekler.”
Kaynak: The Bucket List
Özeti okuduğunuz gibi hayatlarının sonuna gelen bu iki kafadar kendilerine bir “bucket list” yaparak hayatlarının son dönemlerini eğlenceli, adrenalin dolu ve yapmak isteyipte hiç yapamadıkları şeyleri tamamlamaya başlarlar.
Bize ilham olan bu filmden sonra yine ABD’de “Before I Die“ diye başlayan bir şehir efsanesi. New Orleans’da metruk birkaç binanın üzerinde “Before i die…” diye başlayan yazıları insanlar ellerindeki tebeşirlerle dolduruyorlar. Yani “Before i die
be happy– Ölmeden önce mutlu olmak istiyorum gibi-” şeklinde dolduruyorlar. “Yaşadığınız şehirleri daha rahat, daha yaşanabilir hale getirmeye çalışıyoruz” düsturuyla yola çıkan reklam şirketinin oldukça başarılı olduğunu söyleyebiliriz.Evet, lokal olarak New Orleans’da başlayan bu kampanyayı biz de ülkemizde başlatıp yaymak istiyoruz. Şu kısacık dünya hayatımızda ölmeden önce yapmak istediklerimizi paylaşalım. Bizimle aynı hobiye sahip arkadaşlar edinelim. Kim bilir “The Bucket List” deki gibi birkaç arkadaş kafa kafaya verip ölmeden önce yapmak istediklerinizi yapabilirsiniz?
Adidas, o kadar da büyük bir marka değil!
Marka, kalite takıntılı birisi olarak aldığım bir üründe hata ya da sorun olduysa hakkımı aramak gibi iyi bir yanım da var.
Fi tarihte bir LTB jean almıştım. 2 yıl garantisi olan bir ürün. Kullandıktan 1,5 sene sonra pantolon taşlamasının olduğu yerden yırtıldı. Değişmeme ihtimali olan bir durum ama yine de gönderip sonucu görmek istedim. Ürünü şubeye verdikten 2 hafta sonra aradılar. “Efendim yeni pantolonunuz gelmiştir, şubemize buyurun alın” : )) LTB’nin bu hassasiyetine hayran oldum kısaca. Böyle markalar da var ama Adidas gibi markalar da var.
Gelelim benim Adidas mevzusuna. Haziran ayında Beyaz Brasic modelini satın almıştım. Ayakkabıyı şehir koşullarında haftada en fazla 2-3 kere kullanmışımdır! Ama nasıl bir malzeme kullanıldıysa ayakkabının3 ay içinde esneme noktaları hep çatladı, yırtıldı. Bu seferki Adidas deneyimi tam bir fecaat oldu yani. Ben de haliyle normal bir tüketici gibi ayakkabıyı doğru aldığım mağazaya götürdüm. İstanbul merkeze gönderildi ayakkabı. 3 hafta sonra ayakkabıyı geri göndermişler.
Gerekçe ise; “Başvurunuz uzmanlarımız tarafından incelenmiş ve yapılan inceleme sonucunda başvurunuza konu olan sorunun, üretim aşaması ve/veya kullanılan malzemeden kaynaklanmadığı tespit edilmiştir. (özensiz kullanım)…”
Münasip bir yerimle güldüm önce. Hangi ayakkabıyı alırsanız alın 3 ayda sorun yaşamazsınız
Yaşasanız da böyle abuk bir mesajla irrite edilmezsiniz. Ayakkabıyı şehir koşullarında değil de dağ koşullarında kullandık sanki. Bu yaptıkları incelemeyi de hangi kritere göre neye göre yaptıklarını da bilmiyorum. Markayız diye üretim hatası yok kullanıcı hatası diye geçiştirilecek bir durum oluşturuyorlar. Bu cevaplarından sonra sikayetvar.com’dan aynı sorunu araştırdım. Bir sürü şikayet var. Hiçbirine de lütfedip cevap bile vermemişler. Neden? Sözümona büyük bir marka ya. Kusursuz ürünleri var ya!
Bunun üzerine şikayetvar ile hiç uğraşmadan hemen Tüketici Hakem Heyeti’ne giderek şikayette bulundum. Ayakkabıyı incelediklerinde hak verdiler ama yasal sürecin bitmesini bekliyorum. Daha öncekiler gibi bunda da haklı çıkacağıma eminim. Bu olaydan sonra kesinlikle Adidas markasının yanına bile yaklaşmam. Marka hizmet kalitesi berbat.
Websiteleriniz için ücretsiz fotoğraf ve resim siteleri
Websiteleri ile ilgilenen ya da grafikle uğraşan arkadaşlar için ücretsiz ve telif hakkı sorunu çıkarmayacak birkaç foto sitesini yayınlayacağım. iStockphotos, shutterstock gibi profesyonel sitelerde bulunan foto görsellerine yakın çalışmalar içeren bu siteler işinize yarayabilir
1.) StockVault.net
2.) SXC.HU
3.) FreeFoto.com
4.) MorgueFile.com
5.) FreePhotosBank.com
6.) Mayang.com
7.) ImageAfter.com
8.) KaveWall.com
9.) PDPhoto.org
10.) OpenClipArt.org
11.) Rgbstock
bunların dışındaki ücretsiz siteleri eklemek isteyen arkadaşlarımız yorum yazarak ekleyebilirler.
Ddos ve bilişim hukuku üzerine
Geçen gün sunucumun birine okkalı bir şekilde dos atak yedikten sonra bu yazıyı koymanın gerekliliğini hissettim. Zira artık bazı şeyleri ben de hissettireceğim. Bu böyle biline…
Ddos ve bilişim hukuku
TCK Madde 244
1- Bir bilişim sisteminin işleyişini engelleyen veya bozan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2.Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erilişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
3-Bu fiilerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum ve kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
Yukarıdaki kanun kapsamında DDOS eylemine bilinçli olarak katılan kimseler;
1. 244/1 kapsamında ilgili web sitesinin işleyişini ya da sistemin işleyişini engelleyerek suç işlemiş olur.
2. 244/2 kapsamında web sitesini ya da sistemi erişilmez kılarak suç işlemiş olur.
3. 244/3 kapsamında bu eylemleri kamu kurum ve kuruluşuna yaparak cezası yarı oranında arttırılır.
Bunun dışında siteye girerek F5 tuşuna bastım, anlık olarak duyuruları takip etmek istiyordum diyen insanlar olacaktır. Bu zaten bir Ddos saldırısı olamaz. Bu istekler, ilgili kamu kurum ve kuluşunun internet alt yapısının zayıflığı ile çökmeye neden oluyorsa suç vatandaşta değildir. (Örnek: Üniversite öğrencilerinin öss sonuçlarına bakmak için biranda birçok istek göndermesi ve ilgili web sitesinin bu isteklere cevap veremeyerek çökmesi gibi)
Ama bu istekleri bir program aracılığıyla milyonlarca istek göndererek yapıyorsa yukarıdaki suçları fiilen işlemiş olur.
Kaynak
Paylaşımı için sevgili Hakan Uzuner’e teşekkürler.